Şiir

Körpe Yürekli Ulu Çınar

Yaprak yaprak hazan kokusu burnunda,
Sararmış notalar unutulmaz bir melodi olmuş kulaklarında.
Bestecisi hüzün şebnemli.
Güfte ise, efkarını yazıyor nemli nemli.
Hicazkar okuyor gamlı gönül hayatını,
Yüzünde çok şey anlatan ,
sessiz yaşanmışlıklarla.

Çiğ yağmış en ışıltılısından saçlarına,
Gözlerinin kenarlarından birer ev satın almış kederli anılar,
Kurumuş güz yapraklarıyla dolu sayfalara yazılmışlar
Her daim demli demli.
Dayayıp döşemişler derin çizgileriyle,
Oturup dertleşmişler uzun uzun.
Kimi ; sıradan ,günlük ,belli belirsiz çizgiler çizmiş,
Kimi ise ; unutulmayacak kahırlarla ,
Derin çentikli imzalar atmış.

Kahkahalar atıp,
Sohbetin en şerbetlisine şahitlik edince dudakları,
Tanık olup ,ifade vermişler hayat mahkemesinde.

Her biri ne sert fırtınalar atlatmış,
Nice karanlık gecelerde uykusuz kalmış.
Gözlerinin içi kim bilir kaç kere sayısız sağanaklarla yıkanmış,
Nöbetçi göz pınarları sel olup taşmış.
Peki ya gözbebekleri?
Kim bilir kaç efkara bakınca,
dalıp gitmiş uzak diyarlara.

Ya o kendine minicik
ama herkese koskocaman yürek?
Kaç derde derman olup,
Sırdaş olmuş harap düşmüş biçarelere.

Gün gelmiş devran dönmüş,
Yürek yorulmuş zamanla yarışırken.
Bir de bakmış, ne bedeni o eski beden,
Ne de dostluklar ,o eski dostluklar.

Yaşlılık mı bunun adı?
Yoksa yaş almak mı zamandan?
Neyse ne !diye meydan okumuş,
Yüreğinden geçip giden yolculara,
Gidip döndüğü yolculuklara.

Ve son baharında,
Sonsuza dek saklı kalmış
gencecik yürekli ,
görmüş geçirmiş ,
zamandan yaş alıp yaşlanmamış ulu çınarın körpe yüreğinin yalnızlığında.

Aynur Ateş Aydın 2018

Deneme

Aydınlığı Kurtarın Prangalarından

Uyanırken sabaha gündüzün habercisi Güneş’le, coşku dolu yüreklerin içi içine sığmaz, gözlerinin içleri parlar ışıl ışıl. Gülümseyen güller açar yüzlerinde. “Yepyeni  umutlarımızın baş tacı , günün aydın olsun .”diyerek selam verirler.
Bazı yüreklerinse ağzını bıçak açmaz. Çünkü gönüllerine hiç bir zaman doğmamıştır ki Güneş! Yüreklerinin simsiyah kadifeden perdeleri hep kapalıdır.Işık nedir bilmezler ,tanımazlar.
Tuhaf değil midir?
Herkesin aynı anda aynı gündüzü yaşarken,aynı sabaha uyanırken; aydınlıklarının farklı olması!

Ve hatta; herkesin aynı anda aynı geceyi yaşarken,kör karanlığın emektar bekçilerine, aynı yıldızlara ve Ay’a bakıp, karanlıklarının farklı olması!
Peki ya herkesin içinde barındırdığı hatıralar?Yüreklerinde taşırlarken onları,kimileri delip geçmişlerdir serseri bir kurşun gibi; Okumaya devam et “Aydınlığı Kurtarın Prangalarından”

Deneme

Yüreğinde Mühürlediği Albüm

Kavurucu yaz günleri sona ermiş, Güneş yorulmuş ,dinlenmeye çekilmiş; meydanı boş bulan rüzgarlar ve yağmurlar yazdan kalan son günleri ele geçirmeye başlamıştı bile.Sıcak günlerin ise hala aklı bir karış havada  olduğundan, esen rüzgarlara aldırış etmeyip hırkasız çıkınca ,biraz üşümüştü ne yazık ki.

Hazan , yapraklarıyla renklerin dansını yapmaya başlamıştı .Kimi zaman sarının sakinliğiyle bir lirik dans, kimi zaman kızılın tutkuyla birleştiği bir tango ,kimi zamansa toz pembe kıyafetiyle asil  bir vals.

Ayaklarının onu götürmek istediği yere gitmek istiyordu.

Saçlarını iki yandan örüp toplamıştı. Yapraklar , yakın dostu hazan rüzgarının zarif yardımıyla ,uçları beyaz dantelalı truvakar kollu kırmızı elbiseli kadının kolundan tutmuş, yüreğinde bir fotoğraf karesi gibi kalan ,o eve götürmüşlerdi.

Ferforje bahçe kapısının üstünde bir kaç tane kalmış turuncu acem boruları,  güzün gelmesine inat hala bahçe kapısının başının tacı olmaya devam ediyorlardı.

İnce beline oturmuş elbisesinin içinde , gayet bakımlı elleriyle, parlaklığını yitirip,çektiği özlemi anlatmak ister gibi kararmış bakır çıngırakların asılı olduğu kapıya yönelmişti bile çoktan. Kapıyı aralayınca çıngırakların sesi bahçeyi şenlendirmişti. Sağ köşedeki emektar manolya dimdik ayakta dururken, ergenlik dönemindeki çocuğuyla, “Hoşgeldin! Seni yeniden görmek ne kadar güzel!“   dercesine mis kokulu manolyalarından hediye etmişlerdi.Hani koparmaya değil koklamaya bile kıyamadığı nazlı güzelini görmeyeli kaç sene geçmişti.Manolyayı kıskanan yaseminler, sol taraftan bembeyaz gelinlikleriyle gözlerini kamaştırıp ruhuna eşsiz kokularını sunmuşlardı cömertçe.Arka bahçeden ağlayarak onu çağıran kurt köpeği ise sabırsızlığını daha da çok havlayıp ,yalvararak ifade ediyordu.

Kırk yaşlarının ilk yarısını henüz bitirmiş kadının yüreğine ,hayatının tüm hazanlarının hüznü çoktan çökmüş,gözlerine çiğdemler toplanmış , elindeki küçük buket çiçeğine sıkıca sarılmıştı.Kendisine çok defa yardım etmiş bir başka emektar bekliyordu onu.Bahçenin ortasında ,sol tarafta duran hiç yorulmadan ona su vermiş siyah yağlıboyalı tulumbası.Hemen yanına gidip elini uzatıp tokalaştıktan sonra, ilk günkü gibi cömert , gönlü zengin kuyusundan ,tulumbasının güçlü kolunun yardımıyla su çekip, hala sükut içinde sabırla bekleyen kırmızı galvaniz kovasını  suyla doldururken , kahvaltı saati gelince kendilerine yarenlik eden ,diğer dostlarını, mağrur ve naif duruşlu Tarçın’ı ve ayağının birini kaybetmiş olmasına rağmen hayata sıkı sıkı sarılmış üç ayaklı şımarık Duman’ı ; kedilerini aramıştı gözleri.Sonra vefalı bahçıvanlarıyla güle oynaya oluşturdukları köşeyi gördü.Beyaz bank , beyaz sandalyeler ,üstünde deniz temalı masa örtüsüyle bahçe masası.Lezzetini sevgiden almış yemeklerini yerken , tavşan kanı demlenmiş çaylarını yudumlarken can dostlarıyla,sevdikleriyle ne muhteşem sohbetlere tanıklık etmişlerdi.Hele sıcak yaz günlerinde  ağaçlara astıkları cıvıl cıvıl , rengarenk fenerlerinin ışığı altında ,rüzgar güllerinin hafif hafif esen yaz yeliyle coşup dönerek ,onlara eşlik ettikleri unutulmaz güzellikteki muhabbetli geceler.Ağaçlara çıkıp saklanarak onları seyre dalan, çiçeklerin koruyucuları ,çöp kız ve çöp çocuklarda ne şirinlerdi her zamanki gibi.Tabii çok çalışkanlıkta kendilerine rakip tanımayan tavşan çift karı koca süpürgeler , yeşil ve pembe tulumlarını giymiş,  her daim temizliğe hazır bekliyorlardı hala. Okumaya devam et “Yüreğinde Mühürlediği Albüm”