Deneme

Yüreğinde Mühürlediği Albüm

Kavurucu yaz günleri sona ermiş, Güneş yorulmuş ,dinlenmeye çekilmiş; meydanı boş bulan rüzgarlar ve yağmurlar yazdan kalan son günleri ele geçirmeye başlamıştı bile.Sıcak günlerin ise hala aklı bir karış havada  olduğundan, esen rüzgarlara aldırış etmeyip hırkasız çıkınca ,biraz üşümüştü ne yazık ki.

Hazan , yapraklarıyla renklerin dansını yapmaya başlamıştı .Kimi zaman sarının sakinliğiyle bir lirik dans, kimi zaman kızılın tutkuyla birleştiği bir tango ,kimi zamansa toz pembe kıyafetiyle asil  bir vals.

Ayaklarının onu götürmek istediği yere gitmek istiyordu.

Saçlarını iki yandan örüp toplamıştı. Yapraklar , yakın dostu hazan rüzgarının zarif yardımıyla ,uçları beyaz dantelalı truvakar kollu kırmızı elbiseli kadının kolundan tutmuş, yüreğinde bir fotoğraf karesi gibi kalan ,o eve götürmüşlerdi.

Ferforje bahçe kapısının üstünde bir kaç tane kalmış turuncu acem boruları,  güzün gelmesine inat hala bahçe kapısının başının tacı olmaya devam ediyorlardı.

İnce beline oturmuş elbisesinin içinde , gayet bakımlı elleriyle, parlaklığını yitirip,çektiği özlemi anlatmak ister gibi kararmış bakır çıngırakların asılı olduğu kapıya yönelmişti bile çoktan. Kapıyı aralayınca çıngırakların sesi bahçeyi şenlendirmişti. Sağ köşedeki emektar manolya dimdik ayakta dururken, ergenlik dönemindeki çocuğuyla, “Hoşgeldin! Seni yeniden görmek ne kadar güzel!“   dercesine mis kokulu manolyalarından hediye etmişlerdi.Hani koparmaya değil koklamaya bile kıyamadığı nazlı güzelini görmeyeli kaç sene geçmişti.Manolyayı kıskanan yaseminler, sol taraftan bembeyaz gelinlikleriyle gözlerini kamaştırıp ruhuna eşsiz kokularını sunmuşlardı cömertçe.Arka bahçeden ağlayarak onu çağıran kurt köpeği ise sabırsızlığını daha da çok havlayıp ,yalvararak ifade ediyordu.

Kırk yaşlarının ilk yarısını henüz bitirmiş kadının yüreğine ,hayatının tüm hazanlarının hüznü çoktan çökmüş,gözlerine çiğdemler toplanmış , elindeki küçük buket çiçeğine sıkıca sarılmıştı.Kendisine çok defa yardım etmiş bir başka emektar bekliyordu onu.Bahçenin ortasında ,sol tarafta duran hiç yorulmadan ona su vermiş siyah yağlıboyalı tulumbası.Hemen yanına gidip elini uzatıp tokalaştıktan sonra, ilk günkü gibi cömert , gönlü zengin kuyusundan ,tulumbasının güçlü kolunun yardımıyla su çekip, hala sükut içinde sabırla bekleyen kırmızı galvaniz kovasını  suyla doldururken , kahvaltı saati gelince kendilerine yarenlik eden ,diğer dostlarını, mağrur ve naif duruşlu Tarçın’ı ve ayağının birini kaybetmiş olmasına rağmen hayata sıkı sıkı sarılmış üç ayaklı şımarık Duman’ı ; kedilerini aramıştı gözleri.Sonra vefalı bahçıvanlarıyla güle oynaya oluşturdukları köşeyi gördü.Beyaz bank , beyaz sandalyeler ,üstünde deniz temalı masa örtüsüyle bahçe masası.Lezzetini sevgiden almış yemeklerini yerken , tavşan kanı demlenmiş çaylarını yudumlarken can dostlarıyla,sevdikleriyle ne muhteşem sohbetlere tanıklık etmişlerdi.Hele sıcak yaz günlerinde  ağaçlara astıkları cıvıl cıvıl , rengarenk fenerlerinin ışığı altında ,rüzgar güllerinin hafif hafif esen yaz yeliyle coşup dönerek ,onlara eşlik ettikleri unutulmaz güzellikteki muhabbetli geceler.Ağaçlara çıkıp saklanarak onları seyre dalan, çiçeklerin koruyucuları ,çöp kız ve çöp çocuklarda ne şirinlerdi her zamanki gibi.Tabii çok çalışkanlıkta kendilerine rakip tanımayan tavşan çift karı koca süpürgeler , yeşil ve pembe tulumlarını giymiş,  her daim temizliğe hazır bekliyorlardı hala.

Kulaklarını açmış dinliyorlardı tadına doyum olmayan sohbetleri.Yerde duran irili ufaklı yaz kokulu mumlarsa, biraz süzülmüşlerdi yazın güneşli günlerinin ardından.Ama yıkılmayıp ayakta durmuşlar, ışık verebilmek için dört gözle bekliyorlardı.

Birden fıstık çamının altında avucunun içine sığmayan kozalakları toplarken buldu kendini.İçlerinde fıstık var mıdır diye aralarına bakmaktan alıkoyamadı kendini yine.Bahçedeki yürüme yolu taşları, yüreği bir minik kuş gibi çarpan kadının ayak izleriyle doluydu.

En çok özlediği kurt köpeğine bırakmıştı zamanının en büyük kısmını.Minicik bir yavruyken edinip büyütmüşlerdi.Birlikte ne çok oyun oynayıp , ne çok gezintiye çıkmışlardı. Koşup sarıldı, konuştu, dertleştiler doya doya.Ne kadar da çok özlemişlerdi birbirlerini.

İçeri girmekten çekindiği, gençliğinin geçtiği  yuvasının kapısındaydı sonunda. Pencerelerinin önü ,balkonları her zamanki gibi çiçek doluydu. Merdivenlerin tırabzanları,sevgisini katarak birer birer astığı minik süsleriyle karşılamıştı onu.

Kapıyı açıp içeri girdiğinde içine dolan huzurun bir tarifi yoktu sanki.Her bir köşede saklanmış duran anılar hep birlikte karşısına dikilmişlerdi.Daha fazla tutamazdı buğulanmış gözlerindeki damlacıkları.Birbirleriyle yarışırcasına dökülüverdiler yüreğinde yıllardır saklanan çiğdemler.

Sonra…

Birden bir kelebek konuverdi elinde tuttuğu çiçeklerin üstüne. Kanatlarını açıp kaparken,çevrene bak,sevilecek ne çok gönül dostun var dercesine…

Ürperdi aniden. Bir gölün kıyısındaydı .

Evet ya … dalıp gitmişti yüreğinde mühürlenmiş tılsımlı albümdeki yaşanmışlıklara.

Fotoğraflarda sakladığı ,artık anılar dosyalarının arasında kalmış,

özlediklerine  ,

geride kalanlara,

doyulmaz  sohbetlere,

yüreğinin unutamadığı anılar albümünde

biriktikçe büyüyen özlemlerine…

Elveda diyemedi…

Aynur Ateş Aydın 2018

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.