Şiir

Naftalin Kokulu Anılar Sandığı

Yağmurlu bir kış akşamında,
Anılar sandığını araladı bir anda.
Ne çok anları saklamış,
Ne değerli sevgileri korumuş
büyük bir ihtimamla.

Naftalin kokuları sardıkça
loş ışıktaki bordo kadife perdeli odayı ,
Sahneye çıkıverdi oyuncular,
Canlandılar birer birer,
sanki hiç yitirilmemişler gibi.
Geçmişi gözlerinin önüne getiriverdiler,
Sevindirdiler ,
o özlem dolu masum yüreği.

Yüreğinde bir telaş ,
anlatılması güç bir heyecan,
Başroldeki yerini almıştı bile çoktan.
Kah kendisiyle ,kah geçmişle yüzleşip,
Ne güzel günlerdi diyerek ,
Her anını paylaştı ,
Bir elin parmakları kadar az
o çok değerli can dostlarıyla.

Kokusu hala burnunda,
Tadı hala damağındayken,
Hiç yaşanmamış
bir masal ;
Sanki hiç bitmemiş bir şimdi gibi,
Taptaze,dupduru
Karşısındaydı hepsi,
yaşanmışlıklara meydan okurcasına,
çılgın ve bir o kadar da nemli. Okumaya devam et “Naftalin Kokulu Anılar Sandığı”

Deneme, Şiir

Mutluluğun Tınısı

Gülmeyi unuttuğumuz, kahkahalar atmayı özlediğimiz ;hatta günlerce tebessüm bile etmediğimiz, edemediğimiz yıllar , aylar, haftalar…

Gülücüklerin kol gezdiği, tebessümlerin yarıştığı,
kahkahalarınsa ortalığı çınlattığı ;
gençliğin en çılgın,çocukluğun en masum yılları.

Hani mahallemizde ,sokağa çıkınca yağmurun ardından oluşmuş su birikintilerini hatırladınız mı?Hiç düşünmeden içine cuppp! diye atlayıp çıktığımız,ayakkabılarımız çamur olmuş ,paçalarımız ıslanmış;
hatta ayakkabımız delik olduğu için su alır korkusunu aklımıza bile getirmeden,üstümüzün başımızın sırılsıklam olduğu,çamurlu bir su birikintisiyle bile,mutluluğun tadına vardığımız, şimdilerde ise büyük alışveriş merkezlerinden çıkmayıp , onca paralar döktükten sonra giyilen marka ayakkabıların tebessüm bile ettiremediği ; o tekrar tekrar yaşanası paha biçilmez günler…

Peki ya , sokakta oyun oynamaktan yemek yemeği bile hatırlamadığımız ; oyunun tılsımı bozulur diye,çişimizi son dakikaya kadar tutup tuvalete gitmeyi bile ertelediğimiz hatta unuttuğumuz o nadide yıllar…

Bahar geldiğinde iplerin , topların , sek sek taşlarının ortaya çıktığı, saklambaç oyunu için ,daha çok saklanacak yer bulduğumuz;minicik erik ağacığımızın gidip gelip dallarını kontrol ettiğimiz,santim santim büyürlerken, tadına bakmaktan kendimizi asla alıkoyamadığımız, hele ki büyüdüklerinde hem dalından yiyip,
hem de ceplerimizi tıka basa doldurduğumuz ,
o bi daha bi daha tadılası günler…

Ya dedelerimizin bizimle paylaştığı anlar! Hani ilk uçurtmalarımızı yapıp,birlikte uçururken kuşlar gibi uçmak istediğimiz, özgürlüğün anlamını ilk olarak o zaman anladığımız, o çok değerli özgürlük dolu yıllar… Okumaya devam et “Mutluluğun Tınısı”

Şiir

Rengarenk Kokulu İlkbahar

Kaç kere yapraklar döküldü gönlünün ilkbaharına.
Kaç kere yağmurlar süzülüverdi yanaklarından.
Ya kaç kere yüreğine karlar yağdı
sımsıcak Güneş’in koynundan.

Kaç kere gece çöktü omuzlarına
Karanlıklarda boğuldun.
Düğüm düğüm sıralandılar ,
Yutkunamadın.

Peki ya !
sessiz çığlıkların içinde
yapayalnız kalmış
yüreğinin güvertesi ?
Hüzün ,keder , gam
tayfa tayfa dört bir yana dağılmış.
Sırdaşı mavi sular
kabardıkça kabarmış.
Fırtınalar koparıp,
Estikçe esmiş feryat figan.
Beyaz köpüklerle yıkamış
Yıpranmış yüreğinin güvertesini .

Baharı bekleyen
sümbüller ,nergisler, gelincikler, papatyalar gibi,
Mis kokularıyla deva olan ıhlamurlar gibi ,
Dokunmaya kıyamadığı manolyalar gibi,
Hep beklemekle geçmiş
ömrü kışa dönmüş yürek
Rengarenk kokulu ilkbaharı. Okumaya devam et “Rengarenk Kokulu İlkbahar”