Şiir

Mutluluğun Anahtarı Yürekte

Bir kuru peçeteyle veya eskiden kalma kenarı işlemeli bir mendille,
Silip kurutabilirsin
Kirpiklerimden süzülüp usul usul yanaklarımı ıslatan gözyaşlarımı.
Buğulanan gözlerime dokunup,
Durdurabilirsin damlacıkların gelişini parmaklarınla.

Peki ama!
Silip durdurabilir misin yüreğimin içine sessiz hıçkırıklarla akan gözyaşı selini?
Yüreğimin her bir paresine sızan damlacıkları kurutacak bir mendil bulabilir misin?

Ya her daim yüreğimi kanatan yaraları ?
İyileştirebilir misin deva olacak bir merhemle?

Ya her biri ayrı ayrı batarak yüreğimi acıtan hayal kırıklıklarına ne diyeceksin?
Unutturabilir misin hepsini bir çırpıda acıtmadan yüreğimi?
Yerlerine tadına doyum olmaz anıları yerleştirip ,
yüreğimde baharlar açtırabilir misin?

Her an sızım sızım sızlayan yüreğime söz geçirememenin çaresizliğinde,
Başı dumanlı duygularımın dolu dizgin giderek tozu dumana katarken,
Biçare mantığımın eli kolu bağlı seyre dalmasına bir çare bulup,
Derdine deva olabilir misin?

İliklerime kadar işleyen acılarımın karşısına dikilip ,
Duygularına yenilmeden hesap sorup,
Cevaplarını bulabilir misin?

Bir anda hokus pokus yapıp,
Yağdırabilir misin gökyüzünün yıldızlarını saçlarıma?
Yüreğime Güneş’i doğdurup,
Tadına doyum olmaz muhabbetler yaptırabilir misin Dolunay’la?

Yüreğime söz geçirip,
En içten duygularla yoğurup,
“Artık mutlu ol !”deyip ,
Fısıldayabilir misin mutluluğun tılsımını yüreğimin derinliklerine?
Altına da mutluluğun imzasını atıp,
Buram buram neşe kokan,
Mutluluk sarhoşluğunu yaşatabilir misin?

Mutluluğun resmini sonsuzluklara çizdirip,
Ebedi kılabilir misin uçsuz bucaksız ufukların koynunda?

Sonra da yüreğimdeki mutluluk anahtarını bulup ,
Gün yüzüne çıkarıp,
Kanatlandırarak mutluluğu,
Diyar diyar uçurup,
Yılların özlemiyle rengarenk gülümsetip yüreğimi,
Ve haykıra haykıra doyasıya,
Mutluluğun kulaklarını çınlatabilir misin?

Aynur Ateş Aydın 2019

Şiir

Çıkmaz Sokakların Anahtarı Umutlar

Hani yürüyüşe çıkarsınız,
Sakin ,huzurlu patika bir yolda.
Önünüze çıkıverir,
yaşını başını almış,görmüş geçirmiş bir ıhlamur ağacı.
Sizi öyle bir davet eder ki yamacına,
Daveti kabul etmemek imkansızdır.
Oturuverirsiniz gölgesine,
Yaslarsınız sırtınızı güçlü ve kalın kabuklar bağlamış gövdesine.
Genç, yaşlı ya da körpecik dallarıyla hafif hafif selam verirken,
Çiçeklenmiş tomurcuklarıyla duyduğu gururu ise duruşundan bellidir.

Gözlerinizi kapatıp dinlemeye başlarsınız,
tomurcuklarla gurur duymanın hikayesini.
Anlatır size tane tane hiç gocunup gücenmeden.
Ne kara kışlar , ne fırtınalar geçirmiştir yıllar boyunca.
Her seferinde dökmüştür bütün yapraklarını.
Her seferinde ne çok kırılmıştır kolu kanadı.
Köklerine kimler balta vurmamıştır ki!
Kimler kainata açık yüreğini
bir an bile düşünmeden,
dağlayıp parçalamamıştır ki!

Her bir darbe onu daha da güçlendirmiş,
Her bir kesik onu daha da olgunlaştırmıştır.
Ve her düştüğünde kalkmasını bilip,
Baharın geleceğinden hiç şüphe etmeden,
Sabırla, umutla beklemeyi bilmiş,
Köklerinin bağlı olduğu toprak anasına daha da sıkı tutunup,
Kaldırıp başını dimdik gökyüzüne,
Kollarını açıp yemyeşil yapraklarıyla,
Buram buram umut kokan tomurcuklarını ,
kondurmuştur azimle yeşermiş yapraklarının kucağına.
Sonra haykırmıştır erişebildiği kadar uzaklara.
Mis gibi kokan umuduyla ,çiçek çiçek gülümseyip kucaklaşmıştır, bağrından geldiği tabiat anayla.

Yıkılmadım işte !
Aksine;yenilendim,tazelendim derken ,
Hemen ardından eklemeden geçmez azminin kararlılığını.
En sert rüzgarların ,fırtınaların inadına buradayım.
Hem de köklerimden dallarıma kadar ,bedenime halka halka işlenmiş,
tomurcuk tomurcuk umutlarımla.

İşte umut böyle ayağa kaldırır herkesi.
Sabaha başka bir güzel uyanırsınız.
Çünkü bilirsiniz her yeni günle doğan Güneş,
umudun ta kendisidir!

Her akşam günbatımıyla kaybetmezsiniz asla umudunuzu.
Çünkü bilirsiniz en karanlık geceleri aydınlatan yıldızlar ,
Siz göremediğinizde de,
hep oralardan size bakıp,
göz kırpmaktadırlar ışıl ışıl gülümseyerek.

Hiç kuşku duymazsınız,
Her yokuşun bir inişinin olacağından.
Her bir zorlukla kavrulur , her bir düşüşte tekrar ayağa kalkarsınız,
Yüreğinize ekilmiş umudun tohumlarıyla.

Mesela; bir minik dalı kırılır,
Büyük bir ihtimamla, gözünün içine baktığınız ,
saksınızda büyütmeye çalıştığınız çiçeğinizin.
Hemen toprak anadan yardım alıp,
Bir avuç toprağın kucağına daldırıp,
Bir yudum suya kattığınız sevginizle,
Umudunuzun yeşermesini beklemeye başlarsınız.
Her gün ama her gün sevgiyle sarıp sarmaladığınız çiçeğinizi,
Kaybetmediğiniz o sımsıcak, o inanılmaz azimle,
Yeşertirsiniz tekrar yeniden.

Her çıkmaz sokağın tek anahtarı,
Yüreğinizi pır pır ettirip,
Hayatınıza nefes aldırıp,
yaşanılır hale getiren,
tüm yüce duyguların kardeşi,
rengarenk umutlarınız,
Katar sizi önüne ve alır götürür
Yaşamın en şahanesine.

Aynur Ateş Aydın 2019

Şiir

Kalabalığın İçindeki Biçare Yalnızlık

Hani şöyle bir nefes almak isteriz de
Atarız ya kendimizi yeşil alanlara.
Yeşil alanlar derken yanlış anlaşılmasın!
Ormanlara,kırlara filan değil yani,
Hani metreyle satılan yapay yeşillere.
Veya şöyle sakin bir yürüyüş deniz kenarında,
Ve ardından da tavşan kanı bir çay.

Çıktığımıza pişman oluruz zaman zaman.
Hayır hayır sanırım biraz pinti davrandım.
Zaman zamandan çok öte, çoğu zaman.

Yürümeye başlar başlamaz,
Yerdeki çöplerle kaşlarımız çatar.
Toplamadan edemeyiz söylene söylene.
Enginlerin iyot kokusunu içimize çekip,
Maviliğin huzurunda,
İzlemek isteriz doya doya, köpüklerin beyaz ve mavi dansını.

Birden tılsım bozuluverir,
Bir gürültü bir patırtıyla irkiliriz.
Bankların üstüne tüneyip,
Oturduğumuz yerlere ayaklarıyla basıp,
Umarsızca eğlenirler,
Bir tek onlar varmış gibi bu alemde.
Gürültüleri yetmezmiş gibi,
Çekirdek çitlemelerinin
çatlak seslerini de eklerler bu dramın içine.
Bu defa söylenmekte rahatlatmaz bizi.
Sövmeye başlarız içimizden.
Evet ,içimizden,kimse duymaz, kimse bilmez.
Bu zehir yüreğimizi deler geçer,
Her seferinde canımızı daha da çok yakan yaralar açar.

Çaresizlik yüreğimizden çıkıp
yüzümüzü esir alınca,
Çağımızın yepyeni ilk çağ modeli insanlarına bakıp donakalırız.

Omuzlarımıza çöken umutsuzlukla,
Yüreğimizin gitgide daraldığını hisseder,
Ve  ayrılırız hemen oradan.

Yollara düştüğümüzde de
peşimizi bırakmaz,çağ atlamış ilk çağ modeli insanlar.
Trafikte seyir halinde giderken,
Aslında gidemez oluruz.
Üstüne beyninizi delen,
Birtakım insanların uzvu haline gelmiş,
Israrla ve uzun uzun basılarak çalınan korna sesleriyle,
Tükenmişliği,
Kural kaide tanımayan,
İnsan yığınlarının arasında da,
Kaybolmuşluğu yaşarız.

Evimizden çıkma amacımızı bile çoktan unutmuş olarak,
Tek kelime edecek soluğumuz dahi kalmamıştır evimize döndüğümüzde.
Ve sonra mırıldanır dudaklarımız,
O çok bilindik cümleyi.
“Kalabalığın içindeki yalnızlık”

Yüreğimizin sesini dinleyip,
Aydınlığı kirletenlere karşı dimdik ayakta kalmaya,
Delicesine çarpan bir büyük yürekle and içeriz korkusuzca.

Aynur Ateş Aydın 2019