Deneme

Çocukluğumuzun Baharları

Nerede o eski bayramlar deriz ya hep!Peki ya nerede o eski baharlar?
Kır çiçekleriyle bezenmiş çayırlar nerede?Ayaklarımızın hatta bacaklarımızın yeşillikler içinde kaybolduğu kırlar nerede?
Gelinciklerin dağı taşı kırmızıya boyadığı ,yeşilin taze kokusunun ovalara yayıldığı,tabiatın bize gülümsediği baharlar nerede…

Hangimiz bembeyaz papatyalardan seviyor , sevmiyor falı bakmadık ki!
Saçlarımıza taçlar takıp kırlarda dolaşmadık ki!
Defterlerimizin yaprakları arasına koyup kurutarak baharın kokusunu içimize çekmedik ki!
Omzumuza konan uğur böceğine
“ uç uç böceğim annen sana terlik pabuç alacak” deyip bir dilek tutup kanatlarını açıp uçmasını beklemedik ki!

Peyzajını tabiat ananın yaptığı,rengarenk mis kokulu bahçelerimiz vardı.Kimisinin bizimle büyüdüğü kimisinin dede nine yadigarı , kimisinin de tarihe tanıklık edip bize yarenlik etmeye devam ettiği ağaçlarımızın ; mevsimine göre her daim açan çiçeklerimizin olduğu, yuvamızın her yanını kaplayan,çaydanlığımızı koyup yanı başımıza, tavşan kanı çaylarımızı yudumladığımız bahçelerimiz… Okumaya devam et “Çocukluğumuzun Baharları”

Deneme, Şiir

Mutluluğun Tınısı

Gülmeyi unuttuğumuz, kahkahalar atmayı özlediğimiz ;hatta günlerce tebessüm bile etmediğimiz, edemediğimiz yıllar , aylar, haftalar…

Gülücüklerin kol gezdiği, tebessümlerin yarıştığı,
kahkahalarınsa ortalığı çınlattığı ;
gençliğin en çılgın,çocukluğun en masum yılları.

Hani mahallemizde ,sokağa çıkınca yağmurun ardından oluşmuş su birikintilerini hatırladınız mı?Hiç düşünmeden içine cuppp! diye atlayıp çıktığımız,ayakkabılarımız çamur olmuş ,paçalarımız ıslanmış;
hatta ayakkabımız delik olduğu için su alır korkusunu aklımıza bile getirmeden,üstümüzün başımızın sırılsıklam olduğu,çamurlu bir su birikintisiyle bile,mutluluğun tadına vardığımız, şimdilerde ise büyük alışveriş merkezlerinden çıkmayıp , onca paralar döktükten sonra giyilen marka ayakkabıların tebessüm bile ettiremediği ; o tekrar tekrar yaşanası paha biçilmez günler…

Peki ya , sokakta oyun oynamaktan yemek yemeği bile hatırlamadığımız ; oyunun tılsımı bozulur diye,çişimizi son dakikaya kadar tutup tuvalete gitmeyi bile ertelediğimiz hatta unuttuğumuz o nadide yıllar…

Bahar geldiğinde iplerin , topların , sek sek taşlarının ortaya çıktığı, saklambaç oyunu için ,daha çok saklanacak yer bulduğumuz;minicik erik ağacığımızın gidip gelip dallarını kontrol ettiğimiz,santim santim büyürlerken, tadına bakmaktan kendimizi asla alıkoyamadığımız, hele ki büyüdüklerinde hem dalından yiyip,
hem de ceplerimizi tıka basa doldurduğumuz ,
o bi daha bi daha tadılası günler…

Ya dedelerimizin bizimle paylaştığı anlar! Hani ilk uçurtmalarımızı yapıp,birlikte uçururken kuşlar gibi uçmak istediğimiz, özgürlüğün anlamını ilk olarak o zaman anladığımız, o çok değerli özgürlük dolu yıllar… Okumaya devam et “Mutluluğun Tınısı”

Deneme

Kar Beyazı Yüreklerdeki Mutluluk

“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır .” demiş ya atalarımız; ya
kırk yıllık dostluğun bir fincan kahve kadar hatırı…
Sözün gelişi herhalde,kahve de bahane gönüle,gönülde bahane kahveye.Gönülde, yürek gibi bir yürek varsa, hepsi şahane.
Üstünde lacivert kapüşonlu incecik kırmızı beyaz iki çizgisi olan bir mont.Yeşil çuvaldan heybesini asmış boynuna postacı misali. Heybesinde taşıdığı o kadar değerli ki ,mutluluğun tarifsiz olduğunu anlatan bir gülümsemeyle bütünleşip kanatlanmış sanki. Okumaya devam et “Kar Beyazı Yüreklerdeki Mutluluk”