Deneme

O Gün İşte Bugün

Hani bugün yaşıyoruz ya, yaşadığımız gün bugün mü diye sordunuz mu hiç?Geçmişe gömdüğümüz anılarda mı?
Yoksa, gelecekte hayallerin taşıdığı umutların içinde mi yaşıyoruz?Aslında tek gerçek olan gün bugündür.Bunu da biliyoruz bilmesine de;ama her nedense hep ıskaladığımız, yaşadığımız “şu an “ olmuyor mu?
Geçmiş bitmiş gitmiş.
Geri getirilmesi imkansız zaman aralıklarında,arnavut kaldırımı taşları gibi, tek tek dizilmişler.Ve hatta ; aralıkları boşalmış taşların.
Eeee kolay mı?Nice gün görmüş geçirmişlikler geçmiş üzerlerinden.
Birbirlerine değmeden ,birbirlerini rahatsız etmeden,ama olağanüstü bir bağla,sıkı sıkıya kenetlenmiş olarak,koyup dururlar önümüze anıları.Arnavut kaldırımı taşlarının üzerine yazılmış sayısız anı,her bir ayak iziyle sonsuzlaşır geçmişin tarihe tanıklık etmesiyle ve yine her biri geçmişe yazılmış anılar sayfasında yerlerini alır.
Sanki bir saatin alarmı kurulmuş gibidir bir varmış bir yokmuşluklardakiler.Dakikası geldiğinde hiç beklemez. Yüreğimizin içindeki çalar saatin alarmı çalar bangır bangır ama, yüreğimizin içindeki sessizliğin içinde.Hemen uyandırıp koyar önümüze hafızalarımızdaki anıları, her bir kahramanıyla.Karşımızda dikili duran canlı yaşanan günlük olayların ta kendisi gibi .Her dem tazecik, buram buram geçmiş kokan, acı tatlı yaşanmışlıklarıyla.
Peki ya gelecek?Geleceğe de umutlarımızı bağlarız. Kırmızı, sarı, yeşil, mavi,bazen de pembe, mor kurdelalarla asarız hepsini, kelebekler dolu hayal perdemizin fırfırlarının üstüne.
Sonra mı?Totem yapıp , gerçekleşmesini bekler dururuz. Ha oldu ha olacak diye.Yaşarken hızla akıp giden zamanı kaçırdığımızı bir an bile düşünmeden,kenetleniriz hayallerimize.Halbuki tek asıl olan ,nefes aldığımız aslında alabildiğimiz gün olan, bugünken nasıl olsa cepte diye düşünüp,asla ve asla anı yaşamayı bir türlü beceremeyip, kalırız soluksuz ve çaresiz.Kahkaha atmak bir yana,tebessüm etmeyi bile unuttuğumuzun farkına varmadan,aldığımız nefesin önemini düşünmeden,ya geçmişte ya da gelecekte,sanal dünyalar arasında yolculuk yapıp dururuz ,istemsizce takılı kalarak.
Mutluluğun tadını unutup şu an yaşadıklarımızın bile ne kadar önemli olduğunu hep basite alıp,küçümseriz hayatı umarsızca. Okumaya devam et “O Gün İşte Bugün”

Deneme

Çocukluğumuzun Baharları

Nerede o eski bayramlar deriz ya hep!Peki ya nerede o eski baharlar?
Kır çiçekleriyle bezenmiş çayırlar nerede?Ayaklarımızın hatta bacaklarımızın yeşillikler içinde kaybolduğu kırlar nerede?
Gelinciklerin dağı taşı kırmızıya boyadığı ,yeşilin taze kokusunun ovalara yayıldığı,tabiatın bize gülümsediği baharlar nerede…

Hangimiz bembeyaz papatyalardan seviyor , sevmiyor falı bakmadık ki!
Saçlarımıza taçlar takıp kırlarda dolaşmadık ki!
Defterlerimizin yaprakları arasına koyup kurutarak baharın kokusunu içimize çekmedik ki!
Omzumuza konan uğur böceğine
“ uç uç böceğim annen sana terlik pabuç alacak” deyip bir dilek tutup kanatlarını açıp uçmasını beklemedik ki!

Peyzajını tabiat ananın yaptığı,rengarenk mis kokulu bahçelerimiz vardı.Kimisinin bizimle büyüdüğü kimisinin dede nine yadigarı , kimisinin de tarihe tanıklık edip bize yarenlik etmeye devam ettiği ağaçlarımızın ; mevsimine göre her daim açan çiçeklerimizin olduğu, yuvamızın her yanını kaplayan,çaydanlığımızı koyup yanı başımıza, tavşan kanı çaylarımızı yudumladığımız bahçelerimiz… Okumaya devam et “Çocukluğumuzun Baharları”

Deneme, Şiir

Mutluluğun Tınısı

Gülmeyi unuttuğumuz, kahkahalar atmayı özlediğimiz ;hatta günlerce tebessüm bile etmediğimiz, edemediğimiz yıllar , aylar, haftalar…

Gülücüklerin kol gezdiği, tebessümlerin yarıştığı,
kahkahalarınsa ortalığı çınlattığı ;
gençliğin en çılgın,çocukluğun en masum yılları.

Hani mahallemizde ,sokağa çıkınca yağmurun ardından oluşmuş su birikintilerini hatırladınız mı?Hiç düşünmeden içine cuppp! diye atlayıp çıktığımız,ayakkabılarımız çamur olmuş ,paçalarımız ıslanmış;
hatta ayakkabımız delik olduğu için su alır korkusunu aklımıza bile getirmeden,üstümüzün başımızın sırılsıklam olduğu,çamurlu bir su birikintisiyle bile,mutluluğun tadına vardığımız, şimdilerde ise büyük alışveriş merkezlerinden çıkmayıp , onca paralar döktükten sonra giyilen marka ayakkabıların tebessüm bile ettiremediği ; o tekrar tekrar yaşanası paha biçilmez günler…

Peki ya , sokakta oyun oynamaktan yemek yemeği bile hatırlamadığımız ; oyunun tılsımı bozulur diye,çişimizi son dakikaya kadar tutup tuvalete gitmeyi bile ertelediğimiz hatta unuttuğumuz o nadide yıllar…

Bahar geldiğinde iplerin , topların , sek sek taşlarının ortaya çıktığı, saklambaç oyunu için ,daha çok saklanacak yer bulduğumuz;minicik erik ağacığımızın gidip gelip dallarını kontrol ettiğimiz,santim santim büyürlerken, tadına bakmaktan kendimizi asla alıkoyamadığımız, hele ki büyüdüklerinde hem dalından yiyip,
hem de ceplerimizi tıka basa doldurduğumuz ,
o bi daha bi daha tadılası günler…

Ya dedelerimizin bizimle paylaştığı anlar! Hani ilk uçurtmalarımızı yapıp,birlikte uçururken kuşlar gibi uçmak istediğimiz, özgürlüğün anlamını ilk olarak o zaman anladığımız, o çok değerli özgürlük dolu yıllar… Okumaya devam et “Mutluluğun Tınısı”