Deneme

Körpecik Bedende Koskocaman Bir Yürek

Minicik bedene sığmış, koskocaman bir yürek.Küçücük ama bir adam olmuş , en korkunç bencilliklerin kol gezdiği, acımasızlıklar dünyasında.
Arkadaşları bir plastik kova, bir kaç demet boynu bükük çiçek.Eğri büğrü ama en dürüstünden gönül dostları parke taşlar; sırayla nöbet tutarken , asfaltın siyah yüzü bir minder olmuş ,elinden geleni yapmaya çalışırcasına mücadele veriyorlar.
Uyuyacağı konforlu yatağı,
üstünü örtecek sıcacık yorganı,
başını koyacağı yumuşacık yastığı, çok ama çok uzaklarda.
Hayatın yükü öyle ağır ki! Minicik başı çelimsiz bedeninin omuzlarına düşmüş.Sabırsızca bekleyen yorgun , uykusuz yarınlara direnmeye çalışıyor.
Kovası sarıp sarmalarken,bu tertemiz yüreği,kirlenmiş dünyanın kirlenmişliklerinin içinde,çiçekleriyle birbirlerine yaslanmışlar .
Alın teri , kovasını doldururken, sırtı keskin bıçaklı zorluklara rağmen gülümseyen çiçekleri , ekmek teknesini yalnız bırakmamış.
Peki ya karnını !
Karnını kim , nasıl doyurmuş?
Bir lokma ekmeği,
En yumuşağından bir tutam şefkatle,
En duyarlısından bir tutam vicdanla,
En karşılıksızından bir tutam sevgiyle,
En hassasından bir ciğerpareyle
katık edip , acımasızlıkların tükendiği, bembeyaz sevgilerin birbirleriyle sevgi yarışına girdiği, pespembe hayallerin dans ettiği, masmavi dileklerin gerçekleştiği, rüyalarını süsleyen sıcacık yuvasına kavuşmayı beklemiş beklemiş beklemiş…
Sonra mı?
Uyuyakalmış hep aynı rüyayı gördüğü tılsımlı diyarlarda.
Körpecik yürekli
Minik adam.

Aynur Ateş Aydın 2018

Deneme

Aydınlığı Kurtarın Prangalarından

Uyanırken sabaha gündüzün habercisi Güneş’le, coşku dolu yüreklerin içi içine sığmaz, gözlerinin içleri parlar ışıl ışıl. Gülümseyen güller açar yüzlerinde. “Yepyeni  umutlarımızın baş tacı , günün aydın olsun .”diyerek selam verirler.
Bazı yüreklerinse ağzını bıçak açmaz. Çünkü gönüllerine hiç bir zaman doğmamıştır ki Güneş! Yüreklerinin simsiyah kadifeden perdeleri hep kapalıdır.Işık nedir bilmezler ,tanımazlar.
Tuhaf değil midir?
Herkesin aynı anda aynı gündüzü yaşarken,aynı sabaha uyanırken; aydınlıklarının farklı olması!

Ve hatta; herkesin aynı anda aynı geceyi yaşarken,kör karanlığın emektar bekçilerine, aynı yıldızlara ve Ay’a bakıp, karanlıklarının farklı olması!
Peki ya herkesin içinde barındırdığı hatıralar?Yüreklerinde taşırlarken onları,kimileri delip geçmişlerdir serseri bir kurşun gibi; Okumaya devam et “Aydınlığı Kurtarın Prangalarından”

Deneme

Yüreğinde Mühürlediği Albüm

Kavurucu yaz günleri sona ermiş, Güneş yorulmuş ,dinlenmeye çekilmiş; meydanı boş bulan rüzgarlar ve yağmurlar yazdan kalan son günleri ele geçirmeye başlamıştı bile.Sıcak günlerin ise hala aklı bir karış havada  olduğundan, esen rüzgarlara aldırış etmeyip hırkasız çıkınca ,biraz üşümüştü ne yazık ki.

Hazan , yapraklarıyla renklerin dansını yapmaya başlamıştı .Kimi zaman sarının sakinliğiyle bir lirik dans, kimi zaman kızılın tutkuyla birleştiği bir tango ,kimi zamansa toz pembe kıyafetiyle asil  bir vals.

Ayaklarının onu götürmek istediği yere gitmek istiyordu.

Saçlarını iki yandan örüp toplamıştı. Yapraklar , yakın dostu hazan rüzgarının zarif yardımıyla ,uçları beyaz dantelalı truvakar kollu kırmızı elbiseli kadının kolundan tutmuş, yüreğinde bir fotoğraf karesi gibi kalan ,o eve götürmüşlerdi.

Ferforje bahçe kapısının üstünde bir kaç tane kalmış turuncu acem boruları,  güzün gelmesine inat hala bahçe kapısının başının tacı olmaya devam ediyorlardı.

İnce beline oturmuş elbisesinin içinde , gayet bakımlı elleriyle, parlaklığını yitirip,çektiği özlemi anlatmak ister gibi kararmış bakır çıngırakların asılı olduğu kapıya yönelmişti bile çoktan. Kapıyı aralayınca çıngırakların sesi bahçeyi şenlendirmişti. Sağ köşedeki emektar manolya dimdik ayakta dururken, ergenlik dönemindeki çocuğuyla, “Hoşgeldin! Seni yeniden görmek ne kadar güzel!“   dercesine mis kokulu manolyalarından hediye etmişlerdi.Hani koparmaya değil koklamaya bile kıyamadığı nazlı güzelini görmeyeli kaç sene geçmişti.Manolyayı kıskanan yaseminler, sol taraftan bembeyaz gelinlikleriyle gözlerini kamaştırıp ruhuna eşsiz kokularını sunmuşlardı cömertçe.Arka bahçeden ağlayarak onu çağıran kurt köpeği ise sabırsızlığını daha da çok havlayıp ,yalvararak ifade ediyordu.

Kırk yaşlarının ilk yarısını henüz bitirmiş kadının yüreğine ,hayatının tüm hazanlarının hüznü çoktan çökmüş,gözlerine çiğdemler toplanmış , elindeki küçük buket çiçeğine sıkıca sarılmıştı.Kendisine çok defa yardım etmiş bir başka emektar bekliyordu onu.Bahçenin ortasında ,sol tarafta duran hiç yorulmadan ona su vermiş siyah yağlıboyalı tulumbası.Hemen yanına gidip elini uzatıp tokalaştıktan sonra, ilk günkü gibi cömert , gönlü zengin kuyusundan ,tulumbasının güçlü kolunun yardımıyla su çekip, hala sükut içinde sabırla bekleyen kırmızı galvaniz kovasını  suyla doldururken , kahvaltı saati gelince kendilerine yarenlik eden ,diğer dostlarını, mağrur ve naif duruşlu Tarçın’ı ve ayağının birini kaybetmiş olmasına rağmen hayata sıkı sıkı sarılmış üç ayaklı şımarık Duman’ı ; kedilerini aramıştı gözleri.Sonra vefalı bahçıvanlarıyla güle oynaya oluşturdukları köşeyi gördü.Beyaz bank , beyaz sandalyeler ,üstünde deniz temalı masa örtüsüyle bahçe masası.Lezzetini sevgiden almış yemeklerini yerken , tavşan kanı demlenmiş çaylarını yudumlarken can dostlarıyla,sevdikleriyle ne muhteşem sohbetlere tanıklık etmişlerdi.Hele sıcak yaz günlerinde  ağaçlara astıkları cıvıl cıvıl , rengarenk fenerlerinin ışığı altında ,rüzgar güllerinin hafif hafif esen yaz yeliyle coşup dönerek ,onlara eşlik ettikleri unutulmaz güzellikteki muhabbetli geceler.Ağaçlara çıkıp saklanarak onları seyre dalan, çiçeklerin koruyucuları ,çöp kız ve çöp çocuklarda ne şirinlerdi her zamanki gibi.Tabii çok çalışkanlıkta kendilerine rakip tanımayan tavşan çift karı koca süpürgeler , yeşil ve pembe tulumlarını giymiş,  her daim temizliğe hazır bekliyorlardı hala. Okumaya devam et “Yüreğinde Mühürlediği Albüm”