Öykü

Tek Bir Nefes

Bir nefesle başlar ya her şey.
Dünya’yla tanışmanın ilk bedeli, ciğerlerde hissedilen acıyla başlar.Ve ardından körpecik yüreğin, minnacık gözlerinden dökülüverir yaşama merhaba demenin ilk damlaları.
Ortalık” ınga ınga “sesleriyle yankılanır.Bir tek körpecik yürek ağlarken, onun dışındaki herkesin yüzünde ifade edilmesi imkansız bir gülümsemeyle çerçevelenmiş mutluluğun eşsiz portresiyle ,
‘‘Hoşgeldin,minik yürek’’ diyerek
heyecanlarının güzelliğini koyarlar ortaya.İçi içine sığmaz her birinin.Ne yapacaklarını bilmeden, ayakları yerden kesilmiştir. Kanatlanmışlardır sanki.Herkes birbirine sıkı sıkı sarılıp,candan ve içten tebriklerle mutluluklarını paylaşırlar. Kalplerinin atışı bile değişmiştir.Küt küt çarpan kalpleri sanki o anda daha da bir coşkuyla atıp sevinçlerin en şahanesini yaşayarak,tazelenmiştir. Coşkusunu dile getirmek için ne yapacağını bilmez.
İşte bu mutluluğa,ne bir isim konulabilir ,ne de tarifi mümkün olabilir kalemlerle,kağıtlarla ya da sözlerle.
Her şey rengarenktir artık.Daha içerilere girmeden,kapıların dışından başlar coşku.Pembeler, maviler, morlar, yeşiller, sarılar, lilalar…
Odalar cıvıl cıvıl giydirilip , en muhteşem şekilde süslenir.
Kırmızı kurdelalar baştacı yapılır.
Her desenden balonlar çoktan yerlerini alırken,kokoş mu kokoş çikolatalar en zarif tepsilere dizilmiş,
sevenleriyle buluşmayı dört gözle beklemektedirler.Minik yüreğin şıklık yarışında eşsiz olan ufacık beşiği de , süsünden asla taviz vermemiş,en özenli bir şıklıkta hazırlanmış,körpe yüreği sarıp sarmalamak için sabırsızlıkla köşesinde beklemektedir.
Bir bakılır bir gün geçmiş derken bir hafta .Sonra bir ay ,bir yıl…
Ve elbette haftalar öncesinden hazırlıklara başlanmış olan,bir yaşına girmesinin kutlama partisine gelinmiştir bile.En mükemmeli ile bütün sevdikleri, mutluluklarına daha da çok mutluluk katacak bu anlamlı günü,hatıra sayfalarına inanılmaz karelerle yazıverirler.
Derken ilk konuşma,ilk adımlar geliverir ardı ardına.
İki,üç ,beş yaşlarının ardından, yaşamındaki ilk sosyalleşme deneyimi olan okul günleriyle tanışması başlar körpe yüreğin. Başka bir ilk ile bambaşka bir mutluluk daha eklenir hatıralara.İlk okumayla birlikte okuma bayramı müsameresiyle tanışılır.Cümbür cemaat yine bir araya gelip ,en şık kıyafetleriyle bu ilk müsameresinde bulunmak için can atarlar.Ve elbette bütün sevdikleri mutluluklarına bir de gurur duygusunu ilave ederler.
Devam eden başarılar, ödüller, mezuniyetlerle gurur tablosu iyice büyümeye başlar.
Ardından üniversite yolu görünür, sınavı kazanmayla yepyeni bir kapı açılır hayatında.Artık hayatın başka bir boyutuna geçmiştir minik yürek.
Genç olmuştur, ayakları yere daha da bir güvenle basıyordur bu dönemeçte.Dirsek çürütüp, çalışarak sabahladığı sınavların hediyesi olan diplomasını alır.Kepini coşkuyla havaya attığı gün,yaşamın tam da orta yerinde ,birey olarak “Üretimde ben de varım.“diyerek düğümlerden ilkini çözüp mesleğini eline almıştır bile.
Bu defa bir başka koşuşturma başlar.Toplantılar,mesailer, projeler,iş seyahatleri, ödüller, terfiler…
Sonra;
Hayatını paylaşmak istediği hayat arkadaşıyla tanışır.Ve aileler daha da büyür.Hem de mutlulukları kat be kat artarak büyür.Ne kadar çabuk geçti zaman diye içinden geçirir herkes.
“Her şey daha dün gibi “ diyerek duygulanırlar,gururlanırlar.
Başarılar bu defa iş yaşamında hayat arkadaşıyla devam eder.
Kutlamalara yenileri katılır.
Ve bu arada yıllar su gibi akıp geçer.
Her şey yolunda giderken,bir gün aniden bir kötü hastalık yüreğin canını yakmak için sinsice girer içeri.Kötü haber çabucak yayılır. Sevdikleri yine ne yapacaklarını bilemezler.Ama bu defa mutluluktan değil çaresizliğe sıkışıp ,çare aramaktan.Her yerden herkesten medet umulur.Ama ellerinden hiçbir şey gelemez olur.
Mutluluk kapılarından girmez olur,
kahkahaların yükseldiği gönülleri gözyaşları esir alır.
Sonra…
O hiç düşünülmesi bile istenmeyen gün gelir.Ve kimsenin kabul etmek istemediği, kaç yaşında olursa olsun konduramadığı,asla ve asla yakıştıramadığı ,o acı haberle yine bir araya gelirler.
Bu defa tek ağlamayan, yıllar önce hayata merhaba demek için ağlayan o minik yürekken,yine yıllar önce etrafında ona hayranlık dolu gözlerle bakıp tebessüm eden yürekler ise gözyaşlarına boğulmuşlardır.Roller tamamen değişmiş ,senaryo tersine dönmüştür.
Cıvıl cıvıl renkler yoktur artık.Ne rengarenk balonlar ne de kırmızı kurdelalar.Sadece bembeyaz bir örtü elbise olur üstüne.Ve beşiği de toprak ananın koynu olur.Boyut değiştirmiştir yine yürek.Ama bu defa hiç dönmeyeceği,hiçbir kutlamaya katılamayacağı,bir kere bile sevdiklerinden birine bile sarılamayacağı, kimsenin gidipte geri gelmediği,bambaşka bir boyutta ;toprak ananın koynunda fakat bu defa soluksuz ,sessiz ve derin uykusuna dalmıştır.
Ardındakilere “Usulcacıktan bir hoşçakalın “ derken,tüm sevdiklerinin yüreklerine bir acı ateş bırakıp, veda etmiştir.Hiç ağlamadan ama bütün sevdiklerini ağlatarak, yaşamın cümlelerin sonuna gelip ,noktasını koyarak,
sevdiklerinin yüreklerinde yeşermiş sevgisini bırakıp,sonsuz bir boyutta seyahate çıkmıştır.
Tek bir nefesle merhaba dediği hayata, yine tek bir nefesle bu defa”Hoşçakal!” demiştir.
“Hoşçakal!”

Aynur Ateş Aydın 2019

Öykü

Mutluluğa Açılan Ahşap Kokulu Kapı

Yazın yorgun düştüğü günlere gelinmişti artık.Ressam sonbahar tuvalinin başına geçmiş , paletine güz yeşilini, kızılını,sarısını, pembesini ve pek tabii kahverengisini cömertçe dökmüş, işe koyulmuştu bile.
Bir araba durdu yolun kenarında. Islak, parke taşlı ,görmüş geçirmiş bir yokuşun başındaydı.Usulca indi arabasından.Bir kaç adım atıp durdu.Tek bir yere bakıyordu kırmızı paltolu kadın. Kenarında zarif bir fiyongu olan şapkasının altından koyu kahverengi saçları hafifçe omuzlarına dokunuyordu.Elinde şemsiyesiyle aynı renk kenarı dantelalı siyah eldivenleri vardı. Okumaya devam et “Mutluluğa Açılan Ahşap Kokulu Kapı”

Öykü

Minik Yüreklerin Ekmek Teknesi

Uykusu gelmiş gündüzün.Almış yıldızlı çarşafını sermiş uçsuz bucaksız gökyüzü yatağına.Yastığı Dolunay’a kafasını koymuş dalmış uykuya.

Elleri yaşından önce nasır tutmuş görüp bilmeden çocukluğunu körpecik çocuk yüreği.Yürüyor sokakta  tek arkadaşıyla, can dostuyla  , sırdaşıyla elele.Kimi zamansa eliyle çekiştirerek götürdüğü ‘ Hadi gel!’ diye ısrar ederek barışmak ister gibi tartıştığı aşı ; el arabası ekmek kapısı. Okumaya devam et “Minik Yüreklerin Ekmek Teknesi”